belgeseLAB Merakla Sunar

Sürgünde Yeni Perde

FİKİRTEPE


Fotoğrafa Çeviren: Murat Şensu, Metin Ofluoğlu
Proje Editörü: Altan Bal 

Wikipedia ya göre Kentsel Dönüşüm; şehirin büyük bir kısmının, bir proje kapsamında, riskli toprak zemin ve riskli yapıların kullanım dışına çıkarılarak yerine toprak zeminin yapısına uygun temelli yapıların yapılması, bu sayede olası depremlerde yaşanabilecek can ve mal kaybının en aza indirmek için yapılan kamusal çalışmadır.

İstanbul’da 1950’den beri üç ayrı dönüşüm süreci yaşandı. 2000 yılında başlayan ve 2012 yılında 6306 no.lu yasa ile hız kazanan süreç bunların üçüncüsüdür. Üçüncü kentsel dönüşüm Fikirtepe’yle başladı.

"Yine Wikipediaya göre Fikirtepe’de 1950'lerin sonlarına kadar öğretmen Refik Apa'nın evinden başka yerleşim yoktur."

1950'lerden itibaren yoğun bir iç göçe sahne olan ve hızla bir gecekondu bölgesi haline gelen Fikirtepe, 1965'te Kadıköy İlçesi'ne bağlı bir muhtarlık oldu. O yıllardan itibaren İstanbul’un tüm semtleri için geçerli olan yoğun göçten Fikirtepe’de yıllar boyu payına düşeni aldı.

Fikirtepe sakinleri 1960’lardan itibaren yetersiz denetimden faydalanarak imar ve iskan planı olmadan, binaları istedikleri gibi yaptı. Biz göz odadan oluşan gecekonduları zaman içinde önce çok odalı sonra çok katlı oldu. Seçim dönemlerinde dağıtılan tapularla evlerin sahibi oldular ve alt katları kiraya vermeye başladılar.

Bir zamanların kenar mahallesi Fikirtepe, zaman içinde şehir merkezine yaklaştı. Özellikle Anadolu yakası metro hattının açılmasıyla değerli bir semt haline geldi ve doğal olarak da inşaat firmalarının dikkatini çekti. Kadıköy Belediyesi’nin 2010 yılında başlattığı imar düzenlemesi sırasıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Çevre ve İmar Bakanlığı eliyle sürüyor. Yeterli düzenlemeleri yapılmadan 60 adası olan Fikirtepe açgözlü gayrimenkul firmalarının iştahı kabartı.

"Vaat edilen büyük paralar, Fikirtepe sakinlerini kolayca ikna etti. Dikilecek gökdelenlerden kazanacakları paraları hesaplarken, gözlerinin önündeki tuzakları görmek istemediler. Taşı toprağı altın İstanbul bu sefer de onlara “yürü ya kulum demişti”."

Rant milyoneri rüyası çok kısa sürdü. Nokta atışı çıkarılan yasalarla kamulaştırma dayatması yapıldı. Müteahhitlik firmaları, zaten kanmaya hevesli olan semt sakinlerinin gözünü kolayca boyadı. Binası satıp yakın semtlerde kiracı olan eski Fikirtepeliler dört gözle yükselecek gökdelenleri beklemeye başladı. Firmaların bazılarının iflas etmesiyle bir türlü başlayan inşaatlar ilk mağduriyetleri oluşturmaya başladı. Boşaltılan binalar harabeye dönüştü, bölge giderek metruk bir hale geldi. Fikirtepe ahalisinin kurdukları zenginlik hayalleri bugünlerde biraz azalsa da umutla inşaatların bitmesini bekliyorlar.

"Bir Fikirtepe sakinin kelimelere döktüğü durumun hepsi farkında:“Artık bize burada kül tablası bile silkelettirmezler birader!”"

2012 yılında kış aylarında başlayan ve 2015 yazına kadar devam eden SÜRGÜNDE YENİ PERDE: FİKİRTEPE projesi Fikirtepe’nin geçirdiği değişimi fotoğraflar ve ses kayıtlarıyla belgelemeyi amaçlamaktadır.

Fikirtepe sakinlerinden Meryem Hanım anlatıyor.

Babam 68’de geldi. Ayakkabı boyacılığı kazancıyla bu eviyaptı, arsayı aldı. Seneler sonra da yapmaya başladı. Ben 72’de geldim İstanbul’a. Fikirtepe’de büyüdüm. Dayanıklıydı ama yani ne kadara kadar? Öbür depremleri atlattı ama bundan sonrakileri atlatamazdı açık söylemek gerekirse. Birçok ev de öyleydi zaten. Onun için Başbakana da yazı yazdım ben internetten. Ondan sonra belediyeye gittim. Şikâyetlerde bulundum. Yani bizim oraya imar verin.

Biz böyle istemedik. Aslında benim fikrim şöyleydi; 4-5 komşu birleşip bir müteahhite verip, ondan herkes birer dairesini alıp onda oturmak. Yani o Fikirtepe’yi terk etmek istemedik biz. Bana sorarsanız; “Şimdi sen orada oturacak mısın?”, hayır; oturmayacağım. Niye? Çünkü ben orada oturamam ki. Beni aşıyor orası. Masrafı aşar beni. Onun her şeyi masraf. Ben oradan satıp daha kırsal yerden 2-3 daire alıp oturmak…

Ama ne oldu? Ben babamın yerinden oldum. Fikirtepemden oldum. Benim gibi birçok kişi de aynı şeyi düşünüyor ve hatta şimdiden satmışlar bile yani çoğu. başta benim ağabeylerim olmak üzere…

Kaldı ki, artık orası bize yabancı yani. Fikirtepe bize artık yabancı oldu Gerçekten bu çok üzücü bir şey yani, bunu içtenlikle söylüyorum. Böyle şey değil yani, şaka değil.

"Ben öyle olsun istedim kentsel dönüşüm deyince, hani evleriniz yenilenecek deyince tabi ki sevindim. Ama büyük şeyler olunca, yani iş büyüyünce istemedim, yalan yok."

Ve en son imza verenlerden biri de ben oldum. Aklıma gelmiyor ama içinde öyle burukluk var ki. Gerçekten diyorum yani Fikirtepe’ye bir daha gidememek, o yollar…

Benim ilk sevdalarımı bile orada yaşadım ben. İlk annemden kaçışımı bile orada yaşadım. Yani her şeyim orada benim yani. Ama şimdi oraya gittiğim zaman acıdan başka bir şey değil, insanın içi acıyor. Bir daha görememek… Yani görememek derken, o durumunu görememek, eski halini görememek…

Veyahut da ne bileyim insan yeniler. Bir eski elbiseyi yenileme de yapabilirsin. Yenileyebilirsin onu. Ama işte onu da yapamıyorsun. Yani giyemedikten sonra gidemedikten sonra orası yenilenmiş yenilenmemiş beni ilgilendirmiyor. Ben bir daha orada yaşamayacağım için. Yani… Zor.

Fikirtepe’nin eskilerinden Muharrem Akkoç anlatıyor.

Canımız yandı yani. Devlet bizi müteahhitlerle baş başa bıraktı. Araya çantacılar- girdi. Üçkâğıtçılar girdi. Menfaatçiler girdi. Hepsi girdi. Ondan sonra biz rezil olduk. Ben bu adadayım. Bu tarafı Anka, bu tarafı Nuh, öbürü Ekşioğlu. Arada kaldık. Greyderler, yollar, tozlar, dumanlar, hırsız… Rezil olduk yani. Hiç rahatımız yok. 3-4 senedir ne kira alabiliyoruz, ne randıman var. Ne bileyim ben canımdan bıktım ya. Ben 22 senedir bu evi alalı oldu. 45 senedir bu mahalledeyim. 3 tane müteahhit değiştirdik. Müteahhitlerin ismini vereyim mi? Anka’ya verdik. Ondan öncekiler Usta’ya verdi. Usta gitti. Şua’yı buldular. Biz zaten çoğunluk o tarafa gitti. Şua’ya imza attık. Şimdi alt tarafımız Ekşioğlu yıkıldı. Yanımız Anka. Yıkıldı, yapıyor. Bu taraf Nuh’un. Ora da yıkıldı. Biz arada kaldık. Müteahhite gel diyoruz. Bize 8 ay müsaade dedi. Dedikodu burada çok. Kimi diyor parası yok. Kimi yapmıyor. Kimisi böyle diyor. Kimisi şöyle diyor. Biz rezil olduk yani.

"Greyderler, kepçeler, gürültüler, toz, duman… Bir türlü bir rahat huzur bulamadık . Bir devlet gelip de buraya bir yazıhane bir şey kurup da bize sahip çıkmadı."

Hani devlet deyince ben devleti seven bir adamım. Hani yanlış anlaşılmasın. Fakat bize gelip de sahip çıkmadı. Müteahhitlerle boğuşturdu. Aracı girdi. Tefeci girdi. Cepçi girdi. Çantacı girdi. Biz rezil olduk. Huzursuzuz yani Fikirtepe vatandaşı olarak. Burada oturamam. Burada %90’ı oturamaz. Kiminin 5 çocuğu var. Kiminin 6 çocuğu var. Kiminin ortağı var. Ancak adam 300 metre yeri var, 2 çocuğu olursa belki o gibiler oturur. %10’u anca oturur. Benim görüşüm. Aha dedik lüks bir hayat yaşayacağız. Her şeyimiz olacak. Parkımız, saunamız, hamamımız… Hep plan proje öyle. Ve bakıyoruz dört köşeye dört direk dikiyor Anka.

"Hiç böyle güzelce bir şey olacağını zannetmiyorum yani. Biz burada oturamayacağımıza göre o hayallerimiz bitti yani."

Bir süre önce vefat eden, Fikirtepeli Celal Nadenler anlatıyor.

Yerim var benim burada. Birisi yıkıldı yapılıyor. Aynı müteahhite verdik, Anka’ya verdik. Ama bize neler vaat etti.

"Öyle şeyler vaat etti ki… hatta müteahhit efendi oturduğumuz -af edersin- tuvalete bile televizyon koyacağım dedi."

Yani bize öyle bir şey verdi. Efendime söyleyeyim; neticede verdik biz. Aşağıdaki yerimizi verdik. Babadan kalma yerimi verdim. Bize ilk etapta, ilk senenin kirasını normal ödedi müteahhit bey. İkinciye geldi miydi biraz bocaladı. Ama tabi onu da ben yani mana bulmuyorum. Çünkü buraya ilk kazmayı vuran o oldu. Burayı ilk faaliyete geçiren bizim müteahhit oldu. Fakat son zamanlarda en büyük sorunum benim, benim şahsen kalpten hastayım. Kira ödemesini yapmıyor. Şimdi şu anda bu senenin kirasını daha ödemedi.

Mahalle arkadaşlığı kalacak mı? Şimdi kalmaz. Çünkü herkes bir tarafa gidecek. Bazıları, burada konuşuyoruz. Hep kardeş gibiyiz. Bazıları memleketlerine gidiyor. Bazıları yara almışlar. Anladın mı? Burada çok az kişi kalır sonunda. Bize bir zorlama yok. Yani siz buradan illaki çıkıp gidin diye. Bizim tapulu yerimiz. Onu demeye bir salahiyetleri yok zaten. Ama burada demin konuştuğum gibi, imkânlar yeterli olmayınca mecbur gideceğiz.