Anne Evi Huzurunun Bedeli!

Batıya doğru gittikçe gayet sıradan bir durumdur, aile evinden ayrılmak. Uzaktan gördüğümüz kadarıyla 20 yaşlardan sonra gerekli bir durumdur da. Bizde ise birey olabilmenin ilk ciddi savaşıdır ve yaşınızla da pek alakası yoktur. Aile evinden ayrılmak, anne-babaya karşı zorlu bir mücadeleyi gerektirir ki kadınlar için daha çetin olur. Aradan yıllar geçip, yaşlar 35'lere gelince aile evine yapılan ziyaretlerin değeri bambaşka olur. Bir zamanlar ayrılmak için uğraştığınız aile evi her fırsatta içinde olmak istediğiniz huzur ortamına dönüşür. Bu huzuru da kısaca anne ile başlayan tamlamalarla özetleriz çoğu zaman; anne kahvaltısı, anne evi, anne huzuru, anne yemeği vb.

Özetleriz de, bize huzur veren bu ortamın nasıl bir emekle, insan üstü bir kadın emeğiyle oluşturulduğunu bir türlü göremeyiz. Hadi. İsterseniz beraber sıralıyalım: Sabah uyandığınız yatağın düzeltilmesinden, giyecekleriniz ütülenmesine, kahvaltının hazır olmasından, bulaşıkların yıkanmasına, evin köşe bucak tertemiz olmasından, alış verişin eksiksiz yapılmasına, hazır bulduğumuz ve huzur veren her şey kelimenin tam anlamıyla "emek" gerektirir. Basit bir isimlendirmeyle bu emeği görünmez yapmak ise çok basit ve acımasızdır: Ev Kadını!

Şu sıralar fotoğrafçılar daha çok "farklı çevrelere erişim sağlamak adına, küratör ve eleştirmenlerin onayı peşinde koşmak"* ile zamanını harcasa da, görünmez olanı görünür hale getirme çabası fotoğrafa daha çok da Belgesel Fotoğrafa çok yakışan bir çabadır. Belgesel Fotoğraf disiplini, gözlerden uzak olanı, yokmuş gibi yapılanı, tartışmaya açmanın her zaman en etkili araçlarından biri olmuştur.

İFSAK Belgesel Lab üyelerinden Sevil Alkan'ın Ev Kadınları projesi belgesel fotoğrafın doğasına çok uygun bir çalışma. Sevil Alkan, mahrem sayılan "ev"in dört duvarına girip "sıradan"ın içindeki karşılığı hiç bir zaman verilmeyen o büyük emeği görünür hale getirmeye çalışıyor, tartışmaya açıyor.

Umarım Sevil Alkan'ın fotoğrafları "anne evi huzurunuzu" bozar.

Altan Bal
Ev Kadınları Proje Editörü
5 Kasım 2017

* "Sanat Dünyası Kabul Etsin Diye Fotoğraf Cansızı (Deadpan) Oynamak Zorunda Mıdır?" Chiara Capodici


Mutlu bir çocuktum. Annem, babam, kardeşim, evimiz…
Çoğu erkek gibi babamla ev arasında hep biraz mesafe vardı.
İşteyken de evdeyken de.

Annem ise evin ruhuydu. Evin değişmezi, “hanımı”.
Annem evin her şeyiydi. Annem evdi.
Evin o girdap misali hiç bitmeyen işlerini yapan, yani babamın evle misafirlik bağını varlığıyla sağlamlaştıran bir ev kadını…

Türkiye’de yaklaşık 14 milyon ev kadını var.
Aile bireylerinin içinde yaşadığı odalara ev denilmesini sağlayan, yani işleten ama devir edemeyen emekçiler.
Emeğinin karşılığı söz konusu bile edilmeyen 14 milyon kadın.

Zengin ya da fakir, zorunluluktan ya da tercih sonucu…
Ev kadını olunca emeğin yok sayılır. Zamanın, mutluluğun, sağlığın, bedenin, geleceğin kutsal bir göreve adanmıştır artık.
Görülmezsin.

Bunun için girdim bu işe. Görmek, duymak, evlere girip ev kadınlarının coğrafyasını anlatmak için.
Annem dahil 14 kadının evinde günler geçirdim.
Ev işleriyle boğuşurken, çocuklarını büyütürken, nadiren de olsa kendileriyle baş başa kalabildiklerinde onları fotoğrafladım.

Çünkü: EV KADINLARI VARDIR!
Sevil Alkan