Ev Kadınlarına ve Ev Kadınlığına Sosyolojik Bir Bakış


Ev kadınlığı (gündelik dildeki ve benim kullanmayı tercih etmediğim kullanımıyla ev hanımlığı) genellikle görünmez kılınan bir kadınlık hali. Pek çok etken bir araya gelerek bu duruma yol açıyor. Bu etkenlerden en önemlileri arasında ev kadınlarının ekonomiye katkısının küçümsenmesi, ataerkil kültürün anneliği ve değersiz görülen ev işlerini kadının asli görevi olarak tanımlaması ve dinlerin, geleneğin ve dinin koruyucusu olarak kadını görevlendirerek ev ile ilgilenmeyi ve anneliği kutsaması sayılabilir. Bütün bunların yanında, ev kadınlığının bir tüketici grup olarak benimsenip görünürlük kazandığı alanlar da mevcut. Bu alanlar arasında bankacılık ve reklamcılık sektörlerini özellikle sayabiliriz. "Ev hanımlarına kredi imkânı", "ev hanımları için bireysel emeklilik", "ev hanımlarına özel tarife" gibi sloganlar hepimize tanıdık gelecektir.

Bu yazıda, bir sosyolojik kategori olarak ev kadınlığından, tarihsel olarak bu kategorinin nasıl tartışıldığından ve kavramsallaştırıldığından, ev kadınlığı ve ev işi ilişkisinden, onu görünmez kılan yukarıda sıraladığım etkenlerden ve yeri geldiğinde Türkiye'den örneklerle ev kadınlığının ne tür ilişkiler barındırdığından bahsetmek istiyorum. Bütün bunlardan bahsederken ev kadınlığını ilişkisellik üzerinden incelemeye çalışacağımı da belirtmek istiyorum. İlişkisellikten kastım ise yazının çeşitli yerlerinde netlik kazanacaktır.

Ev kadını dediğimizde aslında işgücü pazarında ücret karşılığı çalışmayan bir kadından bahsederiz. Bu kadın aynı zamanda evli bir kadındır da. Zira bir kadın, bir erkekle evlilik ilişkisi üzerinden ev kadını olarak tanımlanır. Bir ev kadının çoğu zaman çocuğu ya da çocukları da vardır. Evli olmayan ve ev dışında bir işte çalışmayan kadınlara Türkiye bağlamında "ev kızı" denmesi, bu durumu destekler nitelikte görünüyor. Diyebiliriz ki ev kadınlığı, ev diye tanımladığımız mekânda kocası, çocukları, varsa yaşlı bir birey gibi bakıma muhtaç diğer kişilerle ve ev işleriyle ilgilenen kadınların yaşantısına ve konumuna işaret ediyor. Bir sosyolojik kategori olarak ev kadınlığı da daha önceki çalışmalarda kadının eş olma rolü, annelik rolü ve ev içi çalışan rolü üzerinden ele alınmış. Ev kadınlığı daha çok "ev işi" meselesiyle beraber tartışılmış ve ev kadınları da depresyon gibi psikolojik problemler bağlamında incelenmiş (Shehan, Burg & Rexroat 1986; Weissman vd. 1973).

ABD'deki feminist hareketin öncülerinden olan Charlotte Perkins Gilman (1903), kadının ev işi ile olan ilişkisini incelemiştir. Gilman'a göre evde ev işleri ile uğraşan ve ailenin yeniden üretimi için çalışan yani annelik rolünü yürüten bir kadın, aile ekonomisine hiçbir finansal katkısı olmadığı için üretken değildir; aksine ekonomik yönden bağımlı bir bireydir. Ona göre, ancak ev işleri ve bakım işleri piyasaya göre yeniden düzenlenirse, ev kadınlarının emeği üretken emek olarak adlandırılabilir. Yine Gilman, "farazi bir ev erkeği" varsayar ve ev ve bakım işleri bu ev erkeği tarafından yapılsaydı daha çok ciddiye alınırdı der. Bu işleri yapanlar kadınlar olduğu için ev içi emeğinin de üretken emek olarak görülmediğini iddia eder.

Özkaplan'ın (2009) da belirttiği gibi hane içinde daha çok kadınlar tarafından yapılan ev işleri ve bakım işleri duygusal motivasyonlar içerir. Ev işlerini sevdiğimiz kişiler için yaparız; bakımını üstlendiğimiz kişiler de yine -çoğunlukla- sevdiğimiz ve değer verdiğimiz kişilerdir. Bu anlamda fiziksel olarak harcanan emek yanında duygusal emek de harcamış oluruz. Tabii ki hanedeki yaşlı, hasta ya da çocuk bakım işleri ve ev işleri ücret karşılığı yaptırılabilir; yaptırılıyor da. Genellikle alt sınıflardan kadınların ücret karşılığı yaptığı bu işler, işveren kadınlarla ev ve bakım işlerinde çalışan kadınlar arasında duygusal bir sömürü ilişkisinin gelişmesine yol açıyor (Kalaycıoğlu & Rittersberger-Tılıç 2001). Bu noktada sosyal sınıfın kadınlar arası ilişkileri belirleyen çok önemli bir faktör olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Kalaycıoğlu ve Rittersberger-Tılıç'ın (2001) bahsettiği "cömert abla" ve "sadık hanım" arasında kurulan hayali akrabalık ilişkisinin aralarında sınıf farkı fazla olan kadınlar arasında ve işverenin ücretli bir işte çalışan bir kadın olduğu durumlarda kurulduğunu düşünüyorum. Sınıfsal anlamda gündelikçi kadın ile arasında uçurum bulunmayan işveren kadının ev dışında ücretli bir işte çalışmadığı durumlarda ise işveren kadının evine ve ev işlerine sahip çıktığını; mecbur kalmasa aslında bu işleri başka bir kadına yaptırmak istemediğini düşünüyorum. Bu durumu, fiziksel rahatsızlıklarından dolayı eve gündelikçi çağıran annem ve çevremde yaşlılık, hastalık gibi benzer nedenlerle ev temizliği için gündelikçi kadın çağıran tanıdıklarımız üzerindeki gözlemlerinden yola çıkarak örneklemek istiyorum. Annem, örneğin, evimizde köşe bucak temizlik yapılacağında çağırdığı gündelikçi kadına temizliği hiçbir zaman tamamen bırakmaz. Temizliği ya onunla beraber yapar ya da ona yardım eder. Tabii bu sırada onu yönlendirir ve temizliğin istediği şekilde yapılmasını sağlar. Bu hem bir kadının başka bir kadın üzerinde tahakküm kurma yolu olarak okunabilir hem de işveren kadın o evin kadınının o olduğunu etrafındakilere ve kendisine hatırlatır.

Burada Özkaplan'ın (2009) altını çizdiği bir noktaya değinmek istiyorum: bu işleri kendisi üstlenmeyen kadınlar, kendilerinin "makbul anne/eş/ev kadını" olmadıklarını düşünüp vicdan azabı çekebiliyorlar. Belki de ev kadınlarının gündelikçi kadınla beraber temizlik yapmalarında böyle bir duygunun etkisi de vardır. Aslında bu vicdan meselesiyle beraber işleyen makbul kadın olma duygusu, ev kadınlarının görünmezliğinin ve sömürüsünün altında yatan mekanizmalardan bir tanesi. Diğer mekanizmalara ilerleyen satırlarda değineceğim. Fakat bundan önce ev kadınlığı, ev işi ve kadın emeğinin görünmezliği üzerinde biraz daha durmak istiyorum.

Çoğu toplumda ekonomiye üreten değil tüketen birey olarak katkı yaptığı düşünülen ev kadınlarının karın tokluğuna yaptığı ev ve bakım işleri, ücret karşılığı yapıldığında alt ve orta sınıftan bir çalışanın maaşının yetmeyeceği işlerdir. Bu nedenle ev işi dediğimiz tekrar eden, sıkıcı ve fiziksel olarak da ağır işler bütünü feminist Marksistlerin de ilgisini çekmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Avrupası'nda iş gücü piyasasına katılan kadınların artması ev kadınlarının durumunda değişikliğe neden olmuş fakat ev işlerinde eşit bir iş bölümüne yol açmamıştır. Artık dışarıda çalışan ama eve geldiğinde ev kadınlığına devam eden kadınlardan bahsederiz. Aynı şekilde Türkiye'ye baktığımızda "çalışan ev hanımı" ve "çalışmayan ev hanımı" tamlamalarına rastlarız. Dahası, ücretli bir işte çalışmasına rağmen kadınların birincil rolü eşlik ve annelik olarak görülmeye devam etmiştir (Beaumont 2016). Bu kadınların hem ücretli bir işte çalışarak kapitalist sistem tarafından sömürülmeleri hem de ev işlerini yapmaya devam ederek ataerkil düzel tarafından sömürülüyor olmaları üzerine "çifte yük" kavramı geliştirilmiştir (Hartmann 1979). Türkiye'de yaşayan kadınlar için de durum aynıdır. Kadınlar ücretli bir işte çalışmalarına rağmen ev içindeki iş bölümü neredeyse bütün yükü kadının omuzlarına bindirmeye devam etmektedir. Üzerine birden fazla yük binen ev kadınları için aynı dönemler, yani 1950'ler Avrupası, bazı fırsatları da beraberinde getirmiştir. Bu fırsatlardan bir tanesi ev kadınlarının siyasi alanda önem kazanmaya başlamalarıdır. Örneğin Beaumont (2016) bir çalışmasında İngiltere'de faaliyet gösteren bir dizi ev kadını derneğinin konut tasarımları, tüketici standartları ya da kıyafet tasarımı gibi çeşitli konularda fikir belirtir durumda olduğunu yazmaktadır.

Evin içinde yapıldığından, kadının kutsal görevi olarak görüldüğünden ve bir ücret karşılığında yapılmadığından görünmez hale gelen ev içi emeği, ev kadınlarının görünmezleşmesini de pekiştirir (Oakley 1974; Glazer-Malbin 1976). Çalışan bir kadınla karşılaştırıldığında bir ev kadınının sosyal statüsü daha düşük görülür. Dahası, bir ev kadınının statüsü kocasının statüsü- özellikle mesleki statüsü- üzerinden belirlenir (Burzotta Nilson 1978).

Ev kadınlığı ile ilgili bu kadar olumsuz nokta varken neden hatırı sayılır sayıda kadın hala ev kadını olmaya devam ediyor sorusu aklımıza gelebilir. Bu sorunun kadının iş gücü piyasasında kendisine yer bulamaması, zorla ya da erken evlenme, baskıcı aile yapısı gibi yapısal nedenlerden kaynaklanan cevapları olabileceği gibi kadının kendi isteği doğrultusunda ev kadınlığı rolünü benimsemesi gibi bireysel sebepleri de olabilir. Örneğin, çocuğunu kendisi büyütmek isteyen bir anne, işgücü piyasasına girmeyi reddederek ev kadınlığı rolünü üstlenebilir. Ayrıca dindar olmak da bazı kadınların ev kadını olmayı istemesinin nedeni olabilir. Örneğin Sherkat (2000) köktendinci Hristiyan kadınlar üzerinde yaptığı çalışmasında bu kadınların evliliklerinin başlarında ev kadını olmayı seçtiklerini, çocukları büyüdükten sonra da işgücü piyasasına giriş yaptıklarını bulmuştur.

Nedeni her ne olursa olsun ev kadınlığını yalnızca kadını hapseden bir durum olarak okumak, olayı tek boyutuyla ele almak olur. Çünkü ev kadını olmak bazı kadınlar için özgürleştirici bir pratik olarak da karşımıza çıkabilir. Bazı kadınlar için ev ve ev işleri, üzerinde söz hakkı olduğu biricik alanlar olabilir. Bir diğer önemli nokta, ev kadınlarının aile içinde ezilen, hiçbir söz hakkı olmayan pasif bireyler olarak görülmemesi gerektiğidir. Kandiyoti'nin (1988) bahsettiği üzere kadınlar, kendilerine hareket alanı açmak amacıyla "ataerkil pazarlıklar" yapan aktif bireylerdir. Örneğin, böylesi bir pazarlık dâhilinde kadınlar ev kadınlığı rolünü devam ettirmeyi seçebilirler. Tabii bu pazarlıkların var olan eşitsiz toplumsal cinsiyet sistemini devam ettirdiğini de unutmamak gerekir.

Bütün bunlara ek olarak düşünmemiz gereken bir diğer nokta da değişen aile dinamikleri. Türkiye'de yeni yeni görülmeye başlamakla birlikte bekâr anne ya da bekâr babalardan ya da eşcinsel çiftlerden oluşan ailelerde ev kadınlığı rolü kim tarafından ve hangi koşullarda üstleniliyor? (Oerton 1998) Ev kadınlığını kadının bir erkekle evlilik ilişkisi üzerinden tanımlıyorsak, yeni görülen bu ailelerde ev kadınlığını nasıl anlayacağız? gibi sorular, ev kadınlığı meselesine bakışımızı değiştirecek ve derinleştirecek sorulardır.

Figen Uzar Özdemir