Mutlu bir çocuktum. Annem, babam, kardeşim, evimiz…
Çoğu erkek gibi babamla ev arasında hep biraz mesafe vardı.
İşteyken de evdeyken de.

Annem ise evin ruhuydu. Evin değişmezi, “hanımı”.
Annem evin her şeyiydi. Annem evdi.
Evin o girdap misali hiç bitmeyen işlerini yapan, yani babamın evle misafirlik bağını varlığıyla sağlamlaştıran bir ev kadını…

Türkiye’de yaklaşık 14 milyon ev kadını var.
Aile bireylerinin içinde yaşadığı odalara ev denilmesini sağlayan, yani işleten ama devir edemeyen emekçiler.
Emeğinin karşılığı söz konusu bile edilmeyen 14 milyon kadın.

Zengin ya da fakir, zorunluluktan ya da tercih sonucu…
Ev kadını olunca emeğin yok sayılır. Zamanın, mutluluğun, sağlığın, bedenin, geleceğin kutsal bir göreve adanmıştır artık.
Görülmezsin.

Bunun için girdim bu işe. Görmek, duymak, evlere girip ev kadınlarının coğrafyasını anlatmak için.
Annem dahil 14 kadının evinde günler geçirdim.
Ev işleriyle boğuşurken, çocuklarını büyütürken, nadiren de olsa kendileriyle baş başa kalabildiklerinde onları fotoğrafladım.

Çünkü: EV KADINLARI VARDIR!
Sevil Alkan

DEVAM ET